info (@) yerelyonetimlerdernegi.org.tr Tel:0312 220 25 32-0850 520 55 22   Faks:0850 811 86 98 

Enis TURGUT: Pragmaztizm ve Biz

Felsefi anlamda; faydacılık, yarar sağlama ve güzel olana ulaşmanın pratikleştirilmesi anlamını taşıyan pragmatizm, aslında bize ve kültürümüze yabancı olmayan bir akımdır.

Bu düşüncenin topluma kazandırılması ve popüler olması sürecinde, büyük ekseriyette, William James’in adı ön planda olsa da gerçek, aslında bizim geçmişimizde gizlidir. Kainatın yaratılışına ilahi boyutta inanan herkes bilir ki bütün dinler; “insanlığa iyiliği emreder, kötülükten nehyeder (uyarır).”

***

Pragmatik yönelimde aslolan hümanist düşüncedir. İnsanı yaşatmanın, ona değer vermenin ön plana çıktığı görüşte, nefes alan her canlıya bir mesaj vardır: Güzel olanı çağrıştırmak. Yapıcı olan her düşünce, faaliyet ve eleştirinin, bir başkası adına yapılabilecek manevi destekleri de beraberinde getireceğinden şüphe yoktur. Öyle ki akla gelen- kiminizin bildiği- bir hadiseyi aktarmak isterim.

Peygamber efendimizin (asm) torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bir gün oynarlarken ezan okunur. Namaz öncesi hazırlık için şadırvana abdest almaya vardıklarında çeşmenin başında, daha önce görmedikleri yaşlı bir adamın abdesti yanlış aldığını fark ettiler. Bu durum karşısında peygamber efendimizin torunları birbirlerine bakarak, ‘bu durumu, kırmadan, incitmeden nasıl anlatabiliriz?’in derdine düşmüş olsalar gerek ki Hz. Hasan, yaşlı adamın duyacağı bir ses tonuyla Hz. Hüseyin’e şöyle der: “Ey yüreğimin ışığı kardeşim! Kaç zamandır birbirimizin abdest almasını kontrol edemedik. Acaba abdest alırken hata ederek bir yanlış yapıyor olabilir miyiz? Hatam ve noksanım varsa beni uyarır mısın?” Kardeşinin verdiği mesajı alan Hz. Hüseyin: “Peki, sen abdestini al, ben izleyeyim. Sonra da ben alırım, sen izlersin.” dedi. Hz. Hasan peygamber torununa yakışır bir şekilde sunumunu yapmanın meyvesini, kendilerini pür dikkat izleyen yaşlı adamın abdest alırken yaptığı hatanın farkına varıp, bunu naif bir şekilde kendisine anlatan bu iki peygamber torununa, teşekkür etmesiyle alır. Kıssası kısa hissesi uzun olan bu hadise bize birçok şeyi anlatmıyor mu sizce de? Uzakta kaldığı söylenen şanlı geçmişimiz, aslında yanı başımızda değil mi?

***

Günümüz dünyasında maddiyatın esiri olan insanımız, maneviyatı elinin tersiyle itmede ne kadar da cesur! Hümanizmi rehber edinen ve bunu hedefi uğruna heba eden popülist yaklaşımlarda bulunan, realiteden uzak yaşantısına monte ederken günü kurtarmanın sevincini fani ve baki olan iki cihana terk eden bedbahtlara ne demeli? Özellikle, sömürülen duyguların müsebbibi, gerçekleşmesi güç olup da verilen vaatlerin sahipleri, insanoğluna verdiği zararın farkında değiller!

***

Günümüz dünyasında olduğu gibi ülkemizde de bir takım iyileştirme çabalarında bulunan kişilerin seçtiği yol maalesef siyasetten geçmekte! Öyle ki araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin temelinde ‘yetki’ dayanağı yatmaktadır. Buraya kadar her şey normal. Ancak icraat boyutunda eleştiriyi, yapıcı olmaya tercih edenler, yarın eleştirinin hedefindeki kişinin kendi olacağından habersizdir. Yöneticilik vasfı kazanan her bir fert, gerek devri sabıkıyla uğraşmaktan gerekse iç dinamizmi olumsuz etkileyecek tavır ve tutumlarından vazgeçmediği sürece başarılı olamamaktadır. Etken yapılı prensip ve liyakat hamuruyla yoğrulmamış, insani vasıflarını ise hedefe giden merdivenin basamaklarını atlamak için kullanmış olan yöneticinin kendisine faydası olmaz ki başkasına olsun. Oysa yapıcı olan her türlü çalışmanın temelinde bir ve biz olmak yatmaktadır.

***

Günümüz siyasetinde acı bir gerçek olan; ‘benden değilsen veya beni desteklemediysen…’ cümlesiyle başlayan mantalite, en çok da bize yani güzel ülkemizin vatandaşına zarar vermiyor mu? Halbuki merkezinde insanın olduğu, insanı yaşatmanın devleti yaşatmak olduğu hakikati gerçekliğini korurken, oluşan dualitenin verdiği zararı da yine en çok biz çekiyoruz. Siyasetin acı cilvesi olan ve değişmeyen bazı unsurların, insanlığa faydalı olacak şekilde mutasyona uğraması en büyük temennimdir.

***

İsteriz ki; yöneticiler, görüşü ne olursa olsun, yapıcı olan her çalışma için ortak bir çalışma yapsınlar, birbirlerinin hatalarını haykırmak yerine seviyeli bir üslup içerisinde birbirlerine aktarsınlar. İsteriz ki, şahsi çıkarlarını değil ülkenin çıkarlarını üstün görüp nefislerine gem vursunlar. İsteriz ki; adaleti kadıya dövdürmesin, hukuku kitapçıkta saklamasın. Ve yine isteriz ki; makamın verdiği suni alkolün etkisine kapılmadan milletine ettiği hizmetin mutluluğuyla sarhoş olup, alacağı hayr dualarıyla ayakta dursunlar…

***

Birbirine bağırıp çağırmayan, ilkeli, yapıcı ve çözüm üretici bir anlayışın hüküm süreceği bir Türkiye’nin geleceği günleri iple çekerken, bunu da hep birlikte hareket edip ‘biz ruhuyla’ başarabileceğimizin inancını taşımaktayım. Özlemini duyduğumuz o mutlu günlerin tez zamanda tecelli etmesi ümidiyle herkese iyi günler dilerim. Sağlıcakla ve esen kalın…

Okunma 1370 defa Son Düzenlenme 22 Haz 2020
Enis TURGUT

Eposta This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.