info (@) yerelyonetimlerdernegi.org.tr Tel:0312 220 25 32-0552 628 50 21  Faks:0850 811 86 98 

Bayram ZİLAN: Koronayı, Çin’den 10 gün önce dünyaya yaydılar!

Tüm dünyada hayat durma noktasına geldi. Kuzey Kore, Yemen, Türkmenistan, Tacikistan ve Güney Sudan haricindeki tüm ülkelerde korona yayılmış durumda.
 
Bu yazı kaleme alındığında dünya genelinde vaka sayısı 1.280.046, ölüm sayısı 69.780’di. Her geçen dakika vaka ve ölüm sayısı artıyor.
 
Korona ile ilgili yazılan yazıların tamamı “Wuhan’da ortaya çıkan virüs” diye başlıyor. Hemen herkes virüsün Çin’in Wuhan şehrindeki hayvan pazarından insanlara bulaştığını ve buradan dünyaya yayıldığını söylüyor.
 
Yazılarımı takip edenler bilir. Bu konuya hep şüphe ile yaklaştım. Genel olarak da “bize sunulana” değil, “bize sunulmak istenenin arka planına” bakmaya gayret ederim.
 
Korona salgını başladığı günden beri bazı sorular kafamı kurcalıyordu. Bu salgının başlama şekli, neye hizmet ettiği, korona sonrası başlayacak olan “yeni nesil insan tipinin” geleceği, yeni nesil dünya düzeni, sermaye kayışları ve yeni nesil biyometrik sistemlerin bir plan dahilinde işletildiğine dair kuşkularım her geçen gün daha da arttı.
 
Başından söylemeliyim ki, komplo teorisyeni değilim! Kominizm ve liberalime eşit mesafede uzağım. Şimdi söyleyeceklerimin hiçbirisi ideolojik değil. Meseleye tamamen insani bakıyorum ve hiç bir devleti, hiç bir ideolojiyi, hiç bir şahısı suçlama niyetinde değilim.
 
Araştırmalarım şu an herkesin bildiğinin “gerçekler” değil, “bilinmesi istenenler” olduğunu söylüyor.
 
Ben ise burada sizlere “bilinmesi istenenleri” değil, korona ile ilgili sorgulamalarım ve araştırmalarım neticesinde ulaştığım özgür düşündüklerimi paylaşacağım.
 
Öncelikle şu an dünya üzerinde korona ile ilgili olanların hiç birisi “doğal” değil yapay!
 
Virüs doğal bir mutasyon ve seyir ile dünyaya yayılmadı!
 
Laboratuvarda yapay bir şekilde üretilen korona, herkesin bildiği gibi Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarından insana, sonra Wuhanlılara ve daha sonra tüm dünyaya yayılmadı.
 
Evet bir laboratuvarda (yüksek olasılıkla Wuhan Virüs Araştırmaları Enstitüsü’nde) üretildi. Geçmiş yazılarımda bahsettiğim mezkur enstitünün uzun zamandır üzerinde çalıştığı “Yarasa Virüsler ve Bağışıklık Sistemleri Projesi”ni araştırmanızı öneririm. Ama korona virüs ilk olarak Wuhan şehrinden insanlara bulaşmaya başlamadı.
 
Tek başına enstitü ile ilişkili bir husustan bahsettiğimi düşünmüyorsunuzdur.
 
Daha komplike, daha organize, daha katmanlı bir “kontrollü virüs” ile karşı karşıya olabileceğimizi söylemek istiyorum.
 
Virüs, Wuhan’a 12.000 km uzakta olan New York’a gidebiliyor ama 629 km ötedeki Şanghay’a (bir kaç istisna hariç) giremiyor. 8.880 km uzakta olan Londra’ya, 8900 km uzakta olan Paris’e, 9.830 km uzakta olan Madrid’e, 8.700 km uzakta olan Milano’ya, 6.560 km uzakta olan İran’a gidiyor ama Wuhan’ın bir kaç yüz km ötesinde olan Çin’in diğer bir çok şehrine gitmiyor?
 
Anlaşılan Virüsün navigasyonuna dünyanın ticaret merkezi olan Pekin ve Şanghay’ın konumu yüklenmemiş.
 
Ya da akıllı virüs buraları pas geçmiş!
 
İlginç gelişmelerden birisi de korona virüsünün navigasyonunda “inanç merkezlerinin” olması.
 
Katolik dünyasının merkezi olan İtalya’daki Vatikan, Şii dünyasının merkezi olan İran’daki Kum Şehri, İslam dünyasının merkezi olan Suudi Arabistan’daki Mekke’de hayat durma noktasına geldi. Tüm dünyada kiliseler, camiler, ibadet merkezleri halka kapatıldı. “Din-insan” ilişkisi içinde en önemli mihenk taşı olan “mekân-insan” bağı kopartıldı.
 
Bu size korona sonrasında kurgulanan “yeni nesil insan ve biyometrik sistemler” ile ilgili önemli ipuçları veriyor öyle değil mi?
 
Yeni nesil insan; artık sorgulayamayan, özgür ve özgün düşünemeyen insandır.
 
Yeni nesil insan; düşüncesi, duygusu, hareket kabiliyeti ve hatta jest ve mimikleriyle uzaktan oynanan ve kontrol edilebilen insandır.
 
Şu an dünya buna hazırlanıyor!
 
Bunun bir adım sonrasında “çipli insan çağı” başlayacak. Bu çağda veriler kimdeyse “mutlak iktidar” o olacak. Yani korona sonrası ülkelerde seçimle iş başına gelmiş iktidarların hiç birisi kendi halkını yönetemeyecek. Küresel veri sahipleri kimlerse onlar o ülkede iktidar olacak ve insanları nasıl istiyorsa öyle yönetecek. Eğer bir ülkede sağcı bir adayın ya da partinin iktidara gelmesini istiyorlarsa o ülkede ona göre veri transferleri yapacak ve insanların böyle düşünmesi ve tercih etmesini sağlayacaklar. İnsanın kendi özgür tercihleriyle seçme ve seçilme hakkı tarihin karanlık sayfalarına gömülecek. Bu, sadece politik tercihler için değil, hayatın tüm alanında olacak. Giydiğiniz kıyafetten, evleneceğiniz insana, satın alacağınız yoğurt markasına kadar siz, kendi istediğinizi değil, size söyleneni tercih edeceksiniz.
 
Hazindir ki, herkes bunu “kendi tercihiymiş” sanacak?
 
Bu uyum ve kontrolle başa çıkmak neredeyse imkansız olacak.
 
Şöyle düşünün...
 
Teslimiyetçi zihniyete karşı duruşu olan bir insansınız ve evinize televizyon sokmak istemiyorsunuz. Peki şu an bunu ne kadar başarabiliyorsunuz? Çocuklarınızın televizyona maruz kalmamasını istiyorsunuz diyelim. Peki bunu ne kadar başarabiliyorsunuz? Zira çocuğunuz dış kapıdan adımını attığı her yerde karşısına televizyon çıkacak. Gerçekçi olalım buna ne kadar direnebilirsiniz?
 
İşte yeni nesil insan da korona sonrası kurgulanan bu düzenden kaçmak istese de kaçamayacak ve nihayetinde teslim olacak.
 
Şunu ifade etmek isterim ki, koronavirüs, tamamen “kontrollü” bir virüstür.
 
Wuhan’dan doğal yollarla dünyaya yayıldığına inanmamız isteniyor.
 
Oysa bu virüsü Çin’den önce tüm dünyaya yaymışlardı. Amerika’ya, Avrupa’ya, Asya’ya, Ortadoğu’ya, Avustralya’ya bir kaç gün içinde yaydılar.
 
Muhtemelen bu virüsü dünyaya “seçilmiş süper yayıcılar” yaydı.
 
Güney Kore örneğini hatırlayın lütfen.
 
Tarikat üyesi olan bir kadının kilisede bir ayine katılarak 2.000 kişiye virüs bulaştırma hikayesini mutlaka okuyun. Bu kadına Güney Kore’de “süper yayıcı” dediler.
 
Virüs yayılımının “üstel etki” ile yayıldığını düşünersek, yani her enfekte olan kişi en az 1 kişiyi enfekte ediyorsa o halde virüsün tüm dünyaya yayılması için her ülkeye 5-10 “seçilmiş süper yayıcı” yetmez mi sizce?
 
İşte tam bu noktada başa dönüp toparlayarak yeniden düşünelim.
 
Koronavirüs laboratuvarda üretildi. Önceden belirlenmiş süper yayıcı insanlara bu virüs yüklendi ve ülkelere gönderildi. Süper yayıcılar çok kısa sürede bu virüsü kontrollü bir şekilde binlerce insana bulaştırdı.
 
Sonra ikinci aşamaya geçildi.
 
Bingo! Bildiniz.
 
Virüsün varlığını dünyaya duyurmak!
 
Bunun için dünyada en elverişli ve inandırıcı ülke Çin’di.
 
Çünkü Çin, daha önce SARS benzeri virüslerle dünyaya nam salmış bir ülkeydi.
 
Yeni tip korona virüsünün Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarında ortaya çıktığını dünyaya ilan etmek sorgusuz sualsiz inanılabilecek bir gerçekti.
 
Nitekim öyle de oldu.
 
Hiç kimse bunu sorgulamadı.
 
Tüm dünyada korona literatürünün ilk cümlesi “Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarından çıkan ve dünyaya yayılan” diye başladı...
 
Çin’in yeni tip korona virüsünün varlığını dünyaya duyurması sonrası uzunca süre herkes kulağının üzerine yattı.
 
Dünyanın bir çok ülkesi oralı olmadı. Önlem alma gereği bile duymadı. Sadece Çin’i uzaktan takip etmek tercih edildi.
 
Oysa koronavirüs kulağının üzerine yatan, hatta bazen Çin’in bu durumuna bıyık altından gülen ülkelerde çoktan yayılmıştı bile.
 
Nitekim, 1,5 Milyar nüfusa sahip Çin, çok kısa sürede virüsü yendi. Zira zaten Çin, kimin virüslü olduğunu, kimin olmadığını zaten biliyordu. Çin, insanların ateşini bile uzaktan ölçebilen sistemi çoktan uygulamaya koymuştu. Ötesi, Çin’deki bir mobil uygulama ile, virüslü kişilerin gittiği her yer ve temas ettiği her kişi zaten başından beri GPS aracılığıyla kayıt altına alınıyordu. Çin çok kısa bir süre sonra bu veri tabanını halka açtı ve bu uygulamayı indiren herkes virüs taşıyan insanlara ne kadar yakın ya da ne kadar uzak olduğunu anlık olarak gördü ve tedbirini alabildi.
 
Biz ise bunu “virüsle mücadele başarısı” olarak telakki ettik. Dünyanın her yerinden Çin’e övgü dolu tebrik mesajları iletildi.
 
Sonuç olarak virüs Wuhan’da 1.000 kilometrekare çaptan dışarı münferit vakalar haricinde çıkamadı ve yayılım 1,5 Milyar nüfusa oranla çok hafif bir hasarla kontrollü bir şekilde durduruldu.
 
Fakat dünyanın geri kalanında olacağı önceden hesaplanmış “dramatik sonuçlar” ortaya çıkmaya başladı.
 
Yaklaşık 1.5 Milyar nüfusa sahip Çin, sezonu nüfusunun sadece 0,005’inin (81.708) enfekte olmasıyla kapattı. Toplam nüfusun sadece 0,0002’si (3.331) hayatını kaybetti.
 
Ama dünyanın geri kalanında büyük bir kaos başladı.
 
An itibariyle 330 Milyon nüfuslu Amerika’da nüfusun yüzde 0,1’i (337.737) enfekte olmuş durumday. Toplam nüfusun yüzde 0,03’ü hayatını kaybetti. Bu oran, Çin’in vaka oranının 20 katı demek.
 
46 Milyon nüfuslu İspanya’da nüfusun yüzde 0,29’u (135.032) enfekte olmuş durumda. Bu oran, Çin’in 58 katı demek.
 
60 Milyon nüfuslu İtalya’da ise nüfusun yüzde 0,21’ine (129.000) korona teşhisi kondu. İtalya’daki bu vaka oranı ise Çin’in 42 katı olduğu anlamına geliyor.
 
Henüz bir çok ülkede vakalar pik yapmadı. Tablo her geçen gün ağırlaşıyor.
 
Panik olma hali giderek artıyor.
 
Tüm davranış kalıplarımız ters yüz oldu.
 
Ve toz bulutu kalkıp gittiğinde hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.
 
Dünya, artık istese annesine bile sarılamayanların geçmişe dönük derin bir muhasebe uykusunda.
 
Oysa bir ayet her şeyi başından beri bize bildiriyordu:
 
“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.” (Ra’d Suresi, 11)
Okunma 3004 defa Son Düzenlenme 16 May 2020
Bayram ZİLAN

Eposta This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.